Fark Edilmeyen Yıllar
En Sessiz Değişim
Büyümek her zaman gözle görülür bir şey değildir. Bazı yıllar vardır, ne çok konuşulur ne de çok fark edilir… Ama insanın içine en çok o yıllar yerleşir. İşte 6 ile 12 yaş arası tam da böyle bir dönemdir.
Ne küçüklerdir artık, ne de gerçekten büyük… Ama en çok bu arada şekillenirler.
Bu yaşlarda bir çocuk, dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi görünür. Okula gider, ödevini yapar, oyun oynar, güler. Ama iç dünyasında bambaşka duygular büyür. Anlaşılmak ister, fark edilmek ister. Bazen anlatır, bazen içine atar. İşte tam da bu yüzden, onu gerçekten görmek gerekir.
Bu yaşlarda en etkili iletişim, konuşmak değil, içtenlikle dinlemektir. Gün içinde anlattığı küçücük bir olay, belki de onun için kocaman bir meseledir. Hemen çözüm bulmaya çalışmadan, “bu mu yani?” demeden dinlemek… Yargılamadan, küçümsemeden… Bu, bir çocuğa verilebilecek en güçlü duygulardan biridir: anlaşılmak.
Bir de sınırlar vardır… Olmazsa olmaz. Ama sert duvarlar gibi değil, daha çok yol gösteren çizgiler gibi olmalı. Ne tamamen serbest bırakmak iyi gelir ne de sürekli kontrol etmek. Ortasını bulmak gerekir.
Küçük sorumluluklar vermek, kendi işini yapmasına izin vermek… Bunlar basit görünür ama içten içe büyütür.
Arkadaşlıklar da değişir bu yıllarda. Artık sadece oyun yoktur; duygular da işin içindedir. Kırılırlar, küserler, yeniden barışırlar. Bazen anlatırlar, bazen susarlar. Her şeye müdahale etmek yerine biraz geride durmak gerekir. Çünkü bazı şeyler yaşanmadan öğrenilmez. Ama bilmek isterler ki, ihtiyaç duyduklarında dönüp bakabilecekleri biri var.
Sevgi ve saygı ise anlatılarak değil, yaşanarak geçer onlara. Evde nasıl konuşuluyorsa, nasıl davranılıyorsa, aynısını alırlar. Bu yüzden en çok dikkat edilmesi gereken şey, aslında bizim nasıl olduğumuzdur.
Bir de teknoloji var artık… Hayatın tam ortasında. Tamamen uzak tutmak mümkün değil. Ama her boşluğu ekranla doldurunca, başka şeylere yer kalmıyor.
Oysa bu yaşlarda ellerini kullanmaları gerekir; bir şeyler yapmaları, denemeleri, bozup yeniden yapmaları… Hatta bazen sıkılmaları bile gerekir. Çünkü insan en çok sıkıldığında üretmeye başlar.
Bir şeyi başardıklarında gözlerinin içi parlar. Kendi yaptıkları küçücük bir şey bile onlar için kocaman bir mutluluktur. İşte o anlar çok kıymetli… Çünkü özgüven tam da orada büyür.
Bu yıllar sessiz geçer ama derin izler bırakır. Çok büyük şeyler yapmaya gerek yok aslında. Yanında olmak, hissettirmek, alan tanımak… Bazen sadece birlikte oturmak bile yeter.
Bir çocuk, yanında hissettiği duyguyu unutmaz; o duygu onunla büyür.
(Bu yazı genel bir farkındalık içeriğidir. Her çocuk kendine özgüdür; ihtiyaçlar farklılık gösterebilir.)